Ali İmran Suresi 105. Ayet: Ne Demek İstiyor?
Ali İmran Suresi 105. ayet, Kuran’ın en fazla tartışılan, farklı yorumlara açık ayetlerinden biri. Peki, bu ayet ne diyor? Aslında biraz düşündüğümüzde, bir yandan hepimizin günümüzde sıkça karşılaştığı bir durumu anlatıyor: Toplumsal düzeni, adaleti ya da insanların birbirleriyle olan ilişkilerini düzeltme çabası. Fakat bu çaba bir noktada, sadece lafla olmuyor; eyleme dökülmesi gerektiği için de sıkça eleştirilen bir ayet.
Ali İmran 105. Ayet: “Ve sizden sonra gelenlere örnek olabilecek şekilde iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir ümmet olmayacak mı?”
Bu ayeti biraz kafanızda sorgularken, hemen devreye giren şey şu: “Hangi iyilik, hangi kötülük?” Tam burada sıkışıyoruz aslında. Ayetin evrensel bir mesaj vermek niyetiyle söylendiğini kabul edebiliriz, ama meselenin nereye varacağını kestirmek o kadar kolay değil. Bir yanda, her türlü kötülükten sakındırma çabası, oldukça değerli bir şey gibi görünüyor. Fakat öte yandan, “iyilik” ve “kötülük” kavramlarının tanımlanması – hele ki günümüzde – bambaşka bir meseledir.
Güçlü Yönler: Toplumsal Düzene Bir Çağrı
Evet, bir anlamda Ali İmran 105. ayet, insanları birbirlerine karşı sorumlu kılan, sosyal sorumluluğu hatırlatan bir metin olarak yorumlanabilir. Zaten İslam’ın özü de bir anlamda bireyi, toplumu iyiliğe ve doğruya yönlendirme çabası değil midir? Bu ayeti bu açıdan ele alırsak, toplumsal adaletin sağlanması, insanların birbirlerine daha duyarlı olması, yani işin özü insanlığın birbirini daha iyi bir hale getirmesi adına son derece önemli bir vurgu yapıldığını görebiliriz.
İnsanın insanla olan ilişkisini düzelten, iyilikleri teşvik eden ve kötülüklerden uzak durmaya çağıran bir öğreti olması çok değerli. Hele ki günümüzde sosyal medyada ya da sokaklarda karşımıza çıkan adaletsizlikler, şiddet, ötekileştirme gibi her türlü sorunu düşündüğümüzde, bu tür bir mesaj ne kadar önemli, bunu anlamak hiç de zor değil. İyiliği emretmek, kötülükten uzak durmak – bunlar iyi niyetli her bireyin savunduğu, bir şekilde hayatına dâhil etmek istediği değerler.
Zayıf Yönler: “Hangi İyilik, Hangi Kötülük?”
Şimdi geliyorum buradaki en kritik soruya: Hangi iyilik, hangi kötülük? İnsanlar toplumsal yaşamda bu kavramları nasıl tanımlar? “İyilik” ve “kötülük” kavramları o kadar kaygan ki, her toplum, her birey, her kültür, hatta her dönem farklı şekillerde tanımlayabiliyor. Ne yazık ki, bu ayet de burada kocaman bir soru işareti bırakıyor.
Mesela, toplumsal cinsiyet eşitliği hakkında bir insanın “iyilik” dediği şey, başka birine “kötülük” gibi görünebilir. Bir kişi, bir konuda adaletsizliğe uğradığını düşündüğünde, bunu “kötülük” olarak tanımlayabilirken, diğerleri için bu tamamen “doğal” bir durum olabilir. Bunu yaşadığımız her gün, sosyal medyada birinin paylaştığı bir gönderiyle ya da sokakta karşılaştığımız bir tartışma ile görebiliyoruz.
Bunları görebilmek, fark edebilmek için biraz dikkatli olmak lazım. Zira iyi niyetle bile olsa, bir tarafın iyiliği için öbürünü “kötülükten sakındırmak” adı altında neler yapılabiliyor, iyi bakmak lazım. Ve belki de bu noktada, ayetin vaat ettiği “örnek olma” kısmı, en çok takıldığımız yer. Bu noktada sormamız gereken soru şu: Kendi doğru bildiklerimizi başkalarına dayatmak, bu dünyada herkesi “kendi çizgimize” çekmeye çalışmak gerçekten de doğru mu?
Toplumsal Eleştiriler: Gerçekten “İyi” Bir Ümmet Olabilir Miyiz?
Ayetin tam anlamıyla uygulanmaya başlandığını düşünecek olursak, her bireyin bir diğerine rehberlik ettiği, birbirine daha duyarlı olduğu bir toplum hayal edebiliriz. Ancak gerçek şu ki, bu toplumu kurmak pek de kolay olmayacak gibi görünüyor. “İyi olmak” ya da “doğru” olmak, toplumsal baskılarla şekillenen bir kavram olduğu için, bazen tüm bu çabalarımız, sadece içi boş birer kural haline gelebilir. Bu yüzden ayetin özünde iyi olma çabası kadar, bu iyiliğin nasıl ve hangi koşullarda yapıldığı da önemli.
Evet, “iyiliği emretmek” ve “kötülükten sakındırmak” her açıdan takdir edilmesi gereken bir şey olabilir. Ancak, biz toplumsal olarak bu tür bir sorumluluğu üstlenmeye ne kadar hazırız? Kimimiz, kendi doğrularını birer dogma haline getirmişken, kimimiz bu tür öğretileri, tam tersine, insanları birbirine “daha da uzaklaştıracak” bir araç olarak kullanabiliyor. Bu durumda, iyi niyetle yapılan işler, ters tepebilir.
Sonuç: Ali İmran 105. Ayet ve Toplumsal Sorumluluk
Ali İmran 105. ayeti, bize aslında önemli bir sorumluluk yüklüyor: Toplum olarak daha iyi bir yaşam kurmak. Ancak, bu sorumluluğu kabul etmekle birlikte, her birimizin iyi ve doğru bildiklerini başkalarına dayatmadan, daha açık fikirli, daha hoşgörülü bir yaklaşım geliştirmemiz gerektiğini unutmamalıyız. Aksi takdirde, bu öğreti, sadece belirli bir kesimin “doğru” bildiği yolu diğerlerine dayatmaya dönüşebilir.
Gelin, hep birlikte bu soruyu kendimize soralım: Gerçekten de toplumsal sorumluluğumuzu yerine getiriyor muyuz, yoksa iyiliği kendimizce tanımlayarak, sadece kendi doğrularımızı mı dayatıyoruz?