Halfeti’nin Eski Adı Nedir? Bir Kasaba, Bir Hikâye
Bazen, bir yerin ismi, ona dair her şeyi anlatabilir. Gittiğinizde, o ismi kulağınızda duyduğunuzda, bir şekilde hissedersiniz o yerin ruhunu. Bir kasaba var, adını duydum ama gerçek anlamını hiç sorgulamadım. Tıpkı bir zamanlar kendi ruhum gibi, Halfeti’nin eski adı da gözümde puslu bir hatıra gibiydi.
Bir gün, o eski ismin ardındaki gizemi öğrenmeye karar verdim. O kasabaya, yıllar önce adı gibi eski bir zamanın izini sürmeye gitmiştim. Zihnimde, yavaşça kaybolan bir şehri yeniden canlandırmak istedim.
Kayıp Zamanlar ve Gizli Anlam
Birkaç yıl önce Kayseri’de, yaz sıcağında kafamda dolanıp duran bir düşünceyle yola çıktım. Bir yandan içimdeki merak, bir yandan da kaybolmuş yıllara dair duygularımın sessiz yankısı vardı. Halfeti’ye gitmek, beni uzun zamandır düşündüren bir soru için bir anlam arayışına dönüşmüştü: “Halfeti’nin eski adı nedir?” Ne de olsa, sadece bir isim değil, bir kasabanın ruhunun bir yansımasıdır, değil mi?
Yola çıkarken, içimde bir heyecan vardı. Ama aynı zamanda bir hayal kırıklığı da hissediyordum. Çünkü geçmişe dair sorular, bazen insanı yalnızca görebildiği eski bir görüntüyle bırakır, daha fazlasını vermez. Halfeti’ye yaklaşırken bu duygularım bir noktada karıştı: Heyecan ve belirsizlik.
Kasabaya vardığımda, sadece bir isim aramıyordum, bir zamanın izini sürüyordum. Çünkü eski zamanlar, belki de bir kasabanın değişim sürecinde kaybolmuştu. Halfeti’nin eski adı, Fırat Nehri’nin ortasında bir zamanlar büyük bir medeniyetin izlerini taşıyan, terkedilmiş bir yerin adıydı. “Halfeti,” dedim içimden, “bir zamanlar suyun altına gömülen bir kasaba.” Ama o eski adı – “Rumkale” – bana başka bir hikâye anlatıyordu.
“Rumkale” ve Su Altındaki Sırlar
Rumkale… İsmindeki sessizlik, geçmişin yükünü hissettiriyordu. O gün, kasaba sokaklarında dolaşırken, Fırat Nehri’nin sularının kenarında bir yerlere varmıştım. Kasaba suskun, ama aynı zamanda zamanla savaşı kazanmış gibiydi. Gerçekten de, bir zamanlar Rumkale olarak bilinen bu yer, şimdi nehirle birleşen bir hayatın gövdesinde susuyor gibiydi. Benim için bu suskunluk, derin bir anlam taşıyordu. “Rumkale” adı, hem kaybolmuş, hem de ölümsüz kalmıştı. Hem kaybolmuş, çünkü sulara karışan bir geçmişin yansımasıydı; hem de ölümsüz, çünkü her kaybolan izde bir başka iz vardı.
İçimde bir çatışma vardı: Bu kasabanın eski adı, geçmişe dair bir izdi, ama aynı zamanda bir kayıp da hissettiriyordu. Halfeti’nin eski adı ne kadar uzak olsa da, onun hala hayatını sürdüren izleri bu kasabada gezerken hep yanı başımdaydı. O eski isim bir hatıra gibiydi, tıpkı zamanın nasıl geçip gittiğini anlamadan kaybolmuş bir şey gibi.
Fırat Nehri’nin kenarına oturup derin bir nefes aldım. İçimdeki huzursuzluk bir anlık kaybolmuştu. Sadece sakinleşmiş bir anı vardı. Geçmişin her şeyi gizlediği gibi, su da bu eski kasabayı içinden silmişti. Ama adı hala konuşuluyordu, hala anılıyordu. Rumkale’nin kalıntıları, suyun yüzeyinde yansıyan bir hatıra gibiydi.
Geleceğe Dair Umutlar ve Kaybolan İsimler
Yavaşça kasabadan ayrılmaya başladım. Halfeti’nin eski adı, şimdi bana hem bir kayıp, hem de bir umut gibi geliyordu. Kasaba, adının kaybolmuş kimliğini taşırken, bir yandan da geçmişin hatırasını bugüne taşıyor gibiydi. Bu, geçmişi hatırlayarak gelecek için bir şeyler inşa etmek gibiydi. Bir kasabanın adı değişmişti, ama onun geçmişine dair izler hala yerindeydi.
Hayatımda birçok kez kaybolmuş isimlerle karşılaştım. Bazen adlar kaybolur, ama geriye kalan her şey bir şekilde onları hatırlatır. Nehir, taşlar, eski duvarlar ve kadim izler… Halfeti’nin eski adı, “Rumkale,” işte böyle bir izdi. Hem kaybolmuş hem de hala yaşanıyordu.
Kasabaya dönerken, aklımda bir soru vardı: Kim bilir, belki de bazı isimler kaybolmuş olsa da, onlar sadece zamanla kaybolmuş değil, unutulmuşlardır. Belki de kaybolan şeyler, yeniden doğacak bir şeyin habercisidir.
Kasaba gözlerimin önünden geçerken, içimde sadece bir duygu vardı: Geçmişin izlerini taşımak, yalnızca adlarını değil, o isimlerin anlamını da birlikte taşımak gerek. Halfeti’nin eski adı “Rumkale”ydi, ama geriye kalan her şey, adların ötesinde daha büyük bir hikâyenin parçasıydı.